3 Eylül 2026 Perşembe

Dünyanın Tüm Sabahları

 


Hep sorulur ya hani “senin filmin hangisi”, “en sevdiğin şarkı” ya da “kitap”

Bu sorulara yanıt veririz ama sonrasında aklımıza daha birçok film ya da kitap ya da şarkı gelir. Bana gelirsek eğer, film olarak hiç düşünmeden, başa dönmeden, ileri geri gitmeden; Dünyanın Tüm Sabahları derim. Mozart ile Salieri’nin savaştığı Amadeus da başucu filmimdir ama bu film göklerden bir yerlerden süzülüp karşıma çıkıyor her defasında ve her defasında başka sesler duyuyorum izlerken, başka yüzler görüyorum.

Samuel Barber’in Agnus Dei’sini dinlerken ruhunuzun yükseldiğini hissediyorsanız, benzer hisleri bu filmi izlerken de hissedeceksiniz.

Filmde derinlemesine işlenen tutku, farklı katmanlarda farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Müziğe ve eşine aşık bir adam -Onun değimiyle “müzisyen”- eşinin ölümüyle kendine izole bir yaşam sağlıyor. Filmde anlatıcı da var ve bu hoşuma gidiyor -tiyatroda da severim anlatıcı olmasını-…

Kızlarını duygudan yoksun fakat müzikten varsıl bir şekilde büyütüyor. Filmde klişe detaylar yok. Şiir gibi akıyor sahneler. Detayları siz konduruyorsunuz sağa sola…

Adam bir anda kıyafetleriyle göle girerken durağan bir şekilde “n’apıyor bu adam” demiyorsunuz, ruhunuz adamı sırtından itiyor çünkü o an suya doğru. Yok olmak istiyor zaman zaman. O hisle burun buruna geldiğinde birlikte kısıyorsunuz gözlerinizi.

Burada aktör Jean Pierre Marielle’yi sunduğu öfke, umut ve aşk dolu bakışlarından dolayı tebrik etmek gerek. Filmin ilk sahnesinden beri değişmeyen ve insanı hipnotize eden bakışları alkışı hak ediyor. Filmdeki mum ışıklarının aydınlattığı yerler bana Rönesans tablolarını anımsattı sık sık…

 



Bu adam şehrin ilgisini çeken gerçek bir sanatçı ve fakat insanlarla irtibat kurmak istemediği için her teklifi reddediyor. Kralın teklifini dahi. Ve bir gün bir öğrenci adayı çıkıyor karşısına. Evet diyor, çok iyisin, mükemmel çalıyorsun ama sen müzisyen değilsin. Sen ancak insanları eğlendirebilirsin.

Sanatına olan aşkı ve çevrenin basitliği ve sevdiği kadının yokluğu, kızlarının gerekli ya da gereksiz varlığı içinde viyolonsele dönüşen bir adam. İki saat süren bu film için bahsedilecek çok fazla şey var.

Sadece “izleyin” derim. Bu filmin romanını da tavsiye ederim ( Pascal Quignard)

Ve tabi ki sanat sanat içindir. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Inshallah Walad

Cannes’de gösterilen ilk Ürdün filmi Inshallah Walad’ın yönetmeni Amjad Al-Rasheed gerçekten başarılı bir işe imza atmış. 2023 yılında gö...