17 Aralık 2025 Çarşamba

Son Portre

 


Son Portre, ressam ve heykeltraş Alberto Giacometti’nin biyografik filmi.

Efsane aktör Geoffrey Rush. O’nu belki “En İyi Teklif” filminden de hatırlarsınız. Ne filmdi ama. İzlemediyseniz kesinlikle izlemelisiniz. Juliette Binoche’den sonra en beğendiğim aktris de burada; Clemence Poesy mavi gözleriyle karanlık bakışlara sahip tek insan olabilir!

 

Gelelim filme;

Önce bir hatırlatma; Ressam ve heykeltraş Giacomett’nin   Pera Müzesi’nde eserlerini görebilir online olarak kataloğunu satın alabilirsiniz.

Alfred’in hayatını yazmak isteyen bir yazar Amerika’dan Paris’e portresini yaptırmak için gelir. Aynı zamanda yazmaya başlar fakat portre yapımı oldukça zaman alır. Bu süre içinde Alfred’le uzun yürüyüşler yaparlar ve yazar çok şeylere tanık olur ve çok şeyler öğrenir. Geldiğine değecektir.

Filmde hoşuma giden diyaloglardan birkaç örnek:

“Şimdi portrelerin bir anlamı yok.”

“Demek şimdi yaptığımız şey anlamsız.”

“Evet, ve imkansız. Ben bunu yapmıyorum bile, yapmaya çalışıyorum.”

“Sen hep böyle miydin?”

“Ne gibi?”

“Yeteneğinden şüphe duyuyorsun”

“Elbette, her yıl daha kötüye gidiyorum.”

“Ama her yıl daha başarılı oluyorsun.”

“Başarıyı artırmak için şüpheden daha iyi ne var ki?”

İlginç hayatlar görüyoruz filmde ya da hayatın belki bir köşesini.

Nevrotik olduğunu itiraf der Alfred. Bu her hareketinden de belli oluyor. Oyuncu burada alkışı hak ediyor hem de her sahne için.

Eserlerini düşünmeden çöpe atacak kadar öfkeli bir adam Alfred.  İntihar konusundaki fikrini ise filmi izleyin kendiniz görün.

Şu da güzel bir diyalog parçasıydı:

“Yaptığın kuş çok güzel”

“Evet ama asla uçamayacak”

Şunu çok iyi biliyorum ki; yazarlar ve ressamlar kendilerine çok güzel mutsuzluklar yaratır çünkü mutsuz oldukları ölçüde yaratırlar. Alberto da bunlardan biri. Kadınlarla başı dertte ama bundan  asla şikayetçi değil. Çünkü yarattığı kaostan besleniyor. Dışarıdan böyle görünmese bile işin aslı tam manasıyla böyle…

Resim yaparken bir anda bırakıp gitmesi hoştu. Bölünmeyi seviyor, bir şeyi ertelemeyi, yarım bırakmayı seviyor. Alberto’yu kendime benzetiyorum desem abartmış olmam. Bazıları böyle nefes alıp veriyor işte… Ve bir ortak yanımız daha; O’da terminli işi seviyor. Yani bitiş zamanlı. Yoksa o iş uzar. Çünkü umurumuzda olmaz bitip bitmediği.

Fahişelerle arası iyi olan Alberto zaman zaman psikopatça hayaller kurduğunu da itiraf eder yazara. Sanatçılar biraz da şizofren kafalı olur. Yani aslında bu normal bir durum. Düşlemeyen biri nasıl yazar ki ya da düşler olmasa tuvale ne aktarır ki bir ressam.

İşin komiği Alberto da çok dedikoducu, Picasso’nun dedikodusunu yapacak kadar… Aynı zamanda kibirli ve kıskanç bir adam.

Teşekkürler Alberto ve teşekkürler efsane aktör Geoffrey Rush!




Inshallah Walad

Cannes’de gösterilen ilk Ürdün filmi Inshallah Walad’ın yönetmeni Amjad Al-Rasheed gerçekten başarılı bir işe imza atmış. 2023 yılında gö...