Bugün bir arkadaşımdan aldığım ilhamla Godard’ın Serseri
Aşıklar adlı filminden bahsetmek istedim ama içimdeki bohem ses “kaç gündür
yazmak istediğin şu Mr. Turner’e öncelik ver” dedi.
Bay Turner, ressam J.M.W. Turner’in hayatının son 25 yılını
anlatan ödüllere doymamış harika bir film. Hele baş rol oyuncusu Leonard Spall efsaneydi
ki sanırım bu rol Ona Oscar kazandırmıştı.
Filmin intro müziğine bayıldım. Ve aslında aynı ya da benzer
müzikleri özellikle filmdeki doğa manzaralarını izlerken çok duyacaksınız. Müzikler
Gary Yershon’a ait.
Öncelikle Turner’den bahsetmem gerekirse, romantik dönemin
ses getiren ressamlarından biriydi. Romantikler enteresan tipler gerçekten. Bu
akımın öncülerinden Caspar David’in Bulutların Üzerinde Yolculuk adlı tablosuna
fantastik şiir yazdığımı hatırlıyorum. Fantastik öğeler de barından bu resimlerde
gerçekten insanı içine çeken bir şey var.
Bay Turner resme aşık ve eskiz defterini hiç elinden
düşürmüyor ve doğa resimleri yapıyor. Romantik akımda gerçekçilik olduğu kadar
fantastik anlatım da vardır ve resme bakarken gerçekten bir bilinmezliğe doğru
da akıp gidersiniz.
Turner’in bir meşhur hikayesi de şöyle; çok daha etkileyici
fırtına resimleri yapmak için kendini bir geminin direğine bağlatıp fırtınanın
etkisini iliklerine kadar hissetmek istemiş. Kar ve fırtına sonrası bronşitle
sonlanan macerası işe yaradı mı bilinmez ama son eserleri maalesef anlaşılmaz
ve alay konusu olur.
Kendini direğe bağlatırken şunu düşündüm; gerçek sanatçı hissetmediği-yaşamadığı-
duyguları da yansıtabilendir öyle değil mi? Ben bir kediyi konuşturabilirim ve
bunun için kedi kılığına girmem gerekmez. Turner’in bu eyleminin tamamen ruhsal
olduğunu düşünüyorum. Bohemler deliliği de sever ve bundan beslenir. Onlar özgür
ruhlardır, özgür ve büyümeyen çocuklar. Elini de kesebilirdi!
Bir aralık kendinden yaşça büyük bir kadınla ilişkisi oluyor
bu bohem kafanın… Aşkı karşılık buluyor ve birbirlerini çok seviyorlar. Salt
sevgi değil, soylu bir uyum bu, birbirini tamamlama gibi bir şey.
Filmde şaşırtıcı nahif diyaloglar duyacaksınız ve doyumsuz
sanat tartışmalarına şahitlik edeceksiniz.
Başlarda babasıyla olan bir hayatı da var. Ve şu cümlesini
unutmuyorum; “Babam ahmak rolü yapmayı çok sever, esasen çok zeki bir adamdır”
Ve filmde Scarlet kırmızısını duymak çok hoşuma gitti. Çoğu insan bilmez scarlet kırmızısını ressamlar hariç. Benim de sevdiğim bir kırmızıdır. Derinlerinde turuncuyu barındırır.
Film iki buçuk saat sürüyor ve her sahnesi göz ve ruh
doyuruyor. Yazmak yetmez. Resim ve ressamların çekişmesi! Resim teknikleri, o
zamanlar kullanılan resim tozları ve daha ne detaylar.
İşte bir resim alıcısının ağzından tablo yorumu: “Çok
davetkar, ben tam merkeze yerleştirilmiş olan sütundan çok etkilendim. Karanlık
bir arka fonun üzerinde harika bir zıtlık yaratarak köşelerdeki kırmızı ve sarı
renklerle de büyük bir uyum içerisinde. Bu parlak ışık bize Tanrının varlığını ve
en kötü zamanlarda bile umudun var olduğunu kanıtlar nitelikte sanki çok etkileyici.”
Filmden beni güldüren bir cümle “Mesleğinizi sorabilir miyim”
diyor doktor Turner’e. Verdiği cevap: “başıma bela almak.”



