İstiklal Caddesinde yürüdünüz mü
hiç?
Bazen biri çıkar karşınıza
umulmadık zamanda ve umulmadık bir yerde. “Sihirli değnek mi vardı elinde”
dersiniz ardından bakarken. Aynadır belki de o gelen.
Sahi siz hiç İstiklal Caddesi’nde
yürüdünüz mü gecenin bir yarısı?
Bu caddede yürümediyseniz bir
gece karanlığında, pek de tat alamazsınız bu güzel oyundan. Çok güzel bir oyun
izledik, tertemiz, kılçıksız… Su gibi aktı.
Tat derken her şehrin bir caddesi
vardır elbet ve elbette ki onun da kendine has bir tadı tuzu vardır. Ama her
cadde de bir İstiklal değildir her gidişinizde başka bir şey keşfettiğiniz.
Bir “meczup” ile karşılaşır
kadın. Ürpererek çantasından çıkardığı spreyi sıkar adamın yüzüne. Adamın
ağzından öyle cümleler dökülür ki kadın karşılık vermeden edemez. Vaz geçer
arkasını döner, posta koyar adama ama adam bir laf eder kadın geri döner…
Bu arada, sahne döner sahneydi.
Gerek var mıydı bilemedim doğrusu. Ve gereksiz görseller vardı. Hiç gerek yoktu
İstiklal Caddesi yansımalarına. Birkaç dükkân yapılsaydı kartondan o da
yeterdi. Nuri Bilge Ceylan bir söyleşisinde, sinemalarında kullandığı klasik
müzikleri “yaslanma” olarak tarif etmişti. Çok iyi bir itiraftı bu. O anki
duyguyu “kusursuz” olarak vermek adına o olağanüstü müziklere yaslanmıştı hep. En
kritik sahnede Bach süzülüvermişti gökten ve sahneye en derin anlamları
yüklememizi sağlamıştı. “Evet” demiştik işte bu!
Bence hizmet ettiğinden emin
olarak koymalıyız dekoru sahneye. Ben oyuncuyu izliyorum dekoru değil. Hoşuma
giden şey, yağmur esnasında ışıkla şimşek çakmasıydı. O da olmasa olurdu. Metinden
çıkmayı ve dağılmayı sevmiyorum.
Orhan Veli ve dahi bir çok
değerli ismin kulakları çınladı oyunda “Dalgacı Mahmut”
“İşim gücüm budur benim,
gökyüzünü boyarım her sabah, hepiniz uykudayken, uyanır bakarsınız ki mavi…”
Orhan Veli’nin ölümü tartışıladursun,
oyunda bir belediye çukuruna seslenildi: “Orhan Veli orada mısın?” bu çok güzeldi.
Kalbimdesin canım canım Orhan!
Sizce bir insanın şiiri olur ve
şiiri biter mi? Şiiri bitmiş insanı hayal edin. Çünkü oyunda onu da görüyoruz. Oyunda
zincire vurulmuş Prometeus’tan Lübnan’lı Feyruz’a, Sait Faik’a kadar katman
katman derinliklere dalıp çıktık. Oyunu anlamlı kılan da bunların göze
sokulmamasıydı.
Son sigaranın paylaşılması konusu
beni etkileyen şeylerden biri oldu. Anlatmayacağım tabi ki, izleyin görün.
Detaylar Tiyatro Gazetesi’nde
olacak.
Sevgiyle

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder