Bu şarkıyı Yalıkavak’tan Bodrum’a, Bodrum’dan Yalıkavak’a
giderken dinlerdim hep… Ama hep bu şarkı. Bende her yerin ayrı bir şarkısı
vardır.
Şarkıyı Louis Armstrong başta olmak üzere birçok şarkıcı
seslendirdi ama benim favorim kesinlikle; Andy Williams “Moon River”… Yani
nasıl bir sesse o, her dinleyişimde bir salıncağa binmiş ve uçuyor gibi
hissederim. Ve o dağların tepelerin arasından geçerken bu şarkı eşliğinde
gökyüzünü izlemek, pencereden bir çocuğun meraklı bakışlarla sokağı izleyişi
gibi…
Filmin de biricik şarkısıdır Moon River… En son Alaçatı’da karanlık odamda izlemiştim bu filmi. Kafam ne zaman sepet olsa Tiffany’de Kahvaltı filmini izlerim. Acı-tuzlu bir yemeğin ardından yenen tatlı gibi... Sıradan romantik komedi gibi gelse de aslında psikolojik bir film. Krakerden çıkan yüzük sevinci, hikayeler yazan umutlu adam…
Filmi izlediyseniz baştan sona fark edemeyeceğiniz kadar umut
var… Üst kattaki Japon bile umuttan besleniyor.
Ve sona doğru geçen şu replik unutulmaz; “Kim olduğumuzu
bilmiyoruz. Biz kimsesiz yaratıklarız, kimseye ait değiliz. Bu kedi gibiyim,
ismi olmayan yaratıklarız. Kimseye ait değiliz, kimse bize ait değil.
Birbirimize bile ait değiliz.”
Vahşi ruhlara selam olsun.
İnsan ne istediğini bilebilir mi acaba?
Bir şeyi kesin olarak isteyebilmek cesaret işi mi akıl işi
mi?
Teşekkürler Andy Williams, Audrey Hepburn, George Peppard…
Sizi seviyoruz.
BtLÂşK



