14 Aralık 2025 Pazar

Bay Turner

 


Bugün bir arkadaşımdan aldığım ilhamla Godard’ın Serseri Aşıklar adlı filminden bahsetmek istedim ama içimdeki bohem ses “kaç gündür yazmak istediğin şu Mr. Turner’e öncelik ver” dedi.

Bay Turner, ressam J.M.W. Turner’in hayatının son 25 yılını anlatan ödüllere doymamış harika bir film. Hele baş rol oyuncusu Leonard Spall efsaneydi ki sanırım bu rol Ona Oscar kazandırmıştı.

Filmin intro müziğine bayıldım. Ve aslında aynı ya da benzer müzikleri özellikle filmdeki doğa manzaralarını izlerken çok duyacaksınız. Müzikler Gary Yershon’a ait.

Öncelikle Turner’den bahsetmem gerekirse, romantik dönemin ses getiren ressamlarından biriydi. Romantikler enteresan tipler gerçekten. Bu akımın öncülerinden Caspar David’in Bulutların Üzerinde Yolculuk adlı tablosuna fantastik şiir yazdığımı hatırlıyorum. Fantastik öğeler de barından bu resimlerde gerçekten insanı içine çeken bir şey var.

Bay Turner resme aşık ve eskiz defterini hiç elinden düşürmüyor ve doğa resimleri yapıyor. Romantik akımda gerçekçilik olduğu kadar fantastik anlatım da vardır ve resme bakarken gerçekten bir bilinmezliğe doğru da akıp gidersiniz.

 


Turner’in bir meşhur hikayesi de şöyle; çok daha etkileyici fırtına resimleri yapmak için kendini bir geminin direğine bağlatıp fırtınanın etkisini iliklerine kadar hissetmek istemiş. Kar ve fırtına sonrası bronşitle sonlanan macerası işe yaradı mı bilinmez ama son eserleri maalesef anlaşılmaz ve alay konusu olur.

Kendini direğe bağlatırken şunu düşündüm; gerçek sanatçı hissetmediği-yaşamadığı- duyguları da yansıtabilendir öyle değil mi? Ben bir kediyi konuşturabilirim ve bunun için kedi kılığına girmem gerekmez. Turner’in bu eyleminin tamamen ruhsal olduğunu düşünüyorum. Bohemler deliliği de sever ve bundan beslenir. Onlar özgür ruhlardır, özgür ve büyümeyen çocuklar. Elini de kesebilirdi!

Bir aralık kendinden yaşça büyük bir kadınla ilişkisi oluyor bu bohem kafanın… Aşkı karşılık buluyor ve birbirlerini çok seviyorlar. Salt sevgi değil, soylu bir uyum bu, birbirini tamamlama gibi bir şey.

Filmde şaşırtıcı nahif diyaloglar duyacaksınız ve doyumsuz sanat tartışmalarına şahitlik edeceksiniz.

Başlarda babasıyla olan bir hayatı da var. Ve şu cümlesini unutmuyorum; “Babam ahmak rolü yapmayı çok sever, esasen çok zeki bir adamdır”


Ve filmde Scarlet kırmızısını duymak çok hoşuma gitti. Çoğu insan bilmez scarlet kırmızısını ressamlar hariç. Benim de sevdiğim bir kırmızıdır. Derinlerinde turuncuyu barındırır.

Film iki buçuk saat sürüyor ve her sahnesi göz ve ruh doyuruyor. Yazmak yetmez. Resim ve ressamların çekişmesi! Resim teknikleri, o zamanlar kullanılan resim tozları ve daha ne detaylar.

İşte bir resim alıcısının ağzından tablo yorumu: “Çok davetkar, ben tam merkeze yerleştirilmiş olan sütundan çok etkilendim. Karanlık bir arka fonun üzerinde harika bir zıtlık yaratarak köşelerdeki kırmızı ve sarı renklerle de büyük bir uyum içerisinde. Bu parlak ışık bize Tanrının varlığını ve en kötü zamanlarda bile umudun var olduğunu kanıtlar nitelikte sanki çok etkileyici.”

Filmden beni güldüren bir cümle “Mesleğinizi sorabilir miyim” diyor doktor Turner’e. Verdiği cevap: “başıma bela almak.”

 Ve film bir bilinmezlikle biter... 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Inshallah Walad

Cannes’de gösterilen ilk Ürdün filmi Inshallah Walad’ın yönetmeni Amjad Al-Rasheed gerçekten başarılı bir işe imza atmış. 2023 yılında gö...